Hayvan Çiftliği – George Orwell

Sesi Kuyuda Kaybolanlar
14 Nisan 2017
Sevgili Ödemlerimiz
22 Nisan 2017

Hayvan Çiftliği – George Orwell

 

20170419_150845Bir kitabı nasıl anlatabilir bir insan, başka bir kitabı, bir başkasının kaleme aldığı kitabı, bilmiyorum aslında. Kendi kitabını anlatmaya kalksan bile anlatamazsın, sadece duygulardan ve hissettiklerinden yola çıkarsın ki okuduklarımızın bile başka anlamları, anlamlarının altında da başka manaları vardır muhakkak. Akşamın karanlığında başlayıp, sabahın mesai koşturmasına başlarken bitirdiğim, gün boyu da aklıma yer eden kitabı, günümüzle ne kadar benzetsem azdır. Yarım asırdan fazla zaman önce yazılmış olmasına rağmen, bu kadar güncel, bunca içimizden ve bu kadar günümüzden anlatılması insanı şaşkına çevirip, sersemletiyor.

 

İnsanı insandan ayıran yalnızca merhametidir, gücüne karşı.

 

Tam da belki şu günlerde “Hayvan Çiftliği” kitabı okunmalı, okuyanlar bir daha okumalı ki, bulunduğumuz durumu daha da iyi kavrayabilsin. Sonunda neden şaşırmıyoruz acaba hiç, yaşadıklarımızdan mı, yaşayacak olmalarımızdan mı? Hafızamızı istedikleri gibi silebilirler değil mi inançlarıyla, inandırmaya çalıştıklarıyla… Bir önceki zalimin bu “insan” oluyor, yaptıklarının aynısını “başkan” seçilen zaten seçilmese de yine diğer hayvanların başında olan “domuz” insandan daha zalim olmaya başlıyor. Öyle bir yere geliyor ki durum; tüm çiftlik hayvanları daha çok çalıştırıp, daha az yiyecek verecek duruma getiriyor. Çiftliğin en fedakâr atın bile çalışmaktan ciğerleri parçalandığı hâlde, diğer hayvanlara onu hastaneye göndereceklerini söyleyip, at kasabının arabasına veriyor. Diğer hayvanlar arabanın üzerindeki yazıyı okuyorlar ama artık her şey için çok geçtir. Zaman geçiyor, daha çok çalışıyorlar, tabi birçokları da ölüyor ama bu arada domuzlar da o insanlara benzemeye başlıyor, hatta zamanında kötüledikleri insanlardan, özgürlüklerini kısıtladığı insanlardan bile daha zalim oluyorlar. Çiftliğin dirlik, düzeni, bütünlüğü ve beraberliği için konulan tüm kurallar yok sayılıyor, hatta değiştiriliyor. O kadar sindirilerek yapılıyor ki her şey, diğer hayvanlar artık şaşırmıyor. Neyin daha korkutucu olduğuna karar veremiyorlar bir türlü. Şu zamanda huzurlu olduklarına inandırılıyorlar çünkü. Eskiden mi daha mutluydular yoksa şimdi mi bilemiyorlar bir türlü. Bilemedikleri için de hiçbir şey yapamıyorlar. Sonuçta bir akşam hayvan çiftliğine gelen diğer çiftliklerin başındakilerle birlikte, (bunlar insan oluyor) aynı masaya oturup kadeh tokuşturmaya başlıyorlar. Aralarındaki konuşmalarda önder olan domuzu tebrik ediyorlar, hatta diğer çiftliklere örnek olmalı diyorlar, hayvanları nasıl çok çalıştırıp, nasıl az yiyecek verdiği için. Sindirdi, korkuttu ve inandırdı, önceki insandan daha diktatör oldu. Üstelik artık çiftliğin adı da en eski adına dönecek, kötüledikleri “Beylik çiftliği” olacaktır.

 

Konuşmaları duyan diğer hayvanlar insanlarla domuzları birbirinden ayıramıyorlar, hepsi birbirine benzemeye başlamıştır artık. “Bütün hayvanlar eşittir” kuralını “bazı hayvanlar daha eşittir” diye değiştiriyorlar. Köleliğin üzerine biraz daha kölelik, zulmün üzerine biraz daha zulüm ekleniyor. İnandıkları her şey hayal kırıklığına dönüşüyor, yaşamanın şartı buymuş gibi… Önceden belki karınları daha iyi doyuyordu ama başkaları için, insanlar için çalışıyorlardı, şimdi de başlarındaki diktatör domuzu doyurmak için çalışıyorlar, ürettikleri hiçbir şey onların kursağından geçemiyor. Tek kural kalıyor geriye yedi kuraldan, o da kölelik.

 

Beklediğim gibi çıktı, umduğum gibi bitti sonu, dünyanın sonu gibi, hissettiğim gibi. Üzüldüm çünkü yine de insanın içinde bir umut, hayvanın içinde bir umut oluyor her zaman. Yılmıyoruz, inanıyoruz, bir gün her şeyin daha iyi olacağına.

 

Nevin Akbulut

On Dokuz Nisan İki Bin On Yedi 15:00

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir